Ziya Gökalp: Sosyoloji ve Türkçülük

  • Şubat 22, 2026

Ziya Gökalp, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme sürecinde ortaya çıkan kimlik krizine teorik bir cevap üretmeye çalışan en sistemli düşünürlerden biridir. Balkan Savaşları sonrasında imparatorluğun çok uluslu yapısının sürdürülemez hâle gelmesi, “millet” kavramını siyasal bir zorunluluk düzeyine taşımıştır. Gökalp’in sosyolojiye yönelişi bu tarihsel bağlamda anlam kazanır: Amaç, dağılmayı önleyecek yeni bir toplumsal dayanışma modelini bilimsel temelde kurmaktır.Bu noktada en belirgin etki, Émile Durkheim’dir. Durkheim’in kolektif bilinç ve toplumsal dayanışma kavramları, Gökalp’in millet tanımının temelini oluşturur. Türkçülüğün Esasları’nda millet şöyle tanımlanır:

Millet, ne ırkî, ne kavmî, ne coğrafî, ne siyasî, ne de iradî bir zümredir. Millet, dilce, dince, ahlâkça ve bediiyatça müşterek olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir zümredir.

Bu yaklaşım, milleti biyolojik ırk kategorisinden ayırarak kültürel ve ahlâkî bir birlik olarak konumlandırır. Gökalp’e göre ırk antropolojinin konusudur; millet ise sosyolojik bir olgudur. Dolayısıyla Türkçülük, etnik determinizme değil, ortak kültüre ve eğitime dayalı bir milliyetçilik olarak formüle edilir.Gökalp’in hars–medeniyet ayrımı, modernleşme ile kimliği uzlaştırma girişiminin teorik ifadesidir. Hars (kültür) millîdir; medeniyet ise milletlerarasıdır. Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak’ta bu sentez açıkça ortaya konur:

Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak; bu üç cereyan birbirine zıt değildir. Bilakis, biri diğerini ikmal eder. Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim demek, birbirine mugayir üç iddiada bulunmak değildir.”

Burada Türk kimliği kültürel zemini, İslam tarihî-ahlâkî sürekliliği, Batı medeniyeti ise çağdaşlaşmayı temsil eder. Ancak kültür ile medeniyet arasındaki sınır her zaman net değildir; teknik ve kurumsal değişim çoğu zaman değer dünyasını da dönüştürür. Bu durum, Gökalp’in sisteminin en tartışmalı yönlerinden biridir.